Ramazan Bayramı Mesajım ve Bir küçük Hediye

Kıymetli kardeşlerim ve büyüklerim.

Gerek Ramazan ayını gerekse bayramı içimiz burkularak yaşamaktayız. Bu günlerde kuru kuruya bir bayram mesajı yazmak içimden gelmedi. Beni tanıyanlar mesaj göndermeyi pek seven birisi olmadığımı bilirler.

Kuru bir bayram mesajı yerine bugün hem kendime hem sizlere bir hediye vermek istiyorum. Çünkü sizleri önemsiyorum.

Ben; hem Kur’an’dan hem Allah Resulünden hem sahabelerden en güzel hediyelerden birisinin de nasihatleşmek olduğunu öğrendim.

Yakın ve uzak çevremden arkadaşlarım veyahut yolları benle kesişen insanlar bazen yaptıklarıma, söylediklerime veya yazdıklarıma anlam veremiyorlar, bazen bu iş kırıcı olma boyutlarına kadar gidiyor.

Ben etten ve kemikten bir insanım. Ben dijital bir yazı değilim. Ben duygusuz bir et parçası değilim. Severim, merhamet ederim, üzülürüm, kırılırım, incinirim, öfkelenirim. Ve son zamanlarda en çok yaşadığım da çırpınmak, koşturmak, endişe duymak ve anlaşılamamak, öyle ki zaman zaman yakınlarım tarafından bile.

Ancak en öfkeli göründüğüm zamanlarda bile içimde hüzün yaşamaktayım. Bugün sizlerle güzel bir şeyler paylaşmak istiyorum. Beraber aynı sofradan, aynı tabaktan yemeğimizi paylaşırcasına, ruhlarımızla Dünya sofrasına oturup Kur’an tabağından beslenelim istiyorum.

Her bakanda ve her bakışta tekrar tekrar aynı kelimelerden farklı dersler alınan Kur’an ve Sünnetten; kendime ve sizlere hediyeler vermek istiyorum. Bu hediye paketlerini beraber açalım istiyorum.

Bu hediyelerin bazıları şimdiye kadar yazdıklarım kadar melankolik veya mavi boncuklu olmayacak. Ancak 1 tanesi bile hayatımızı değiştirecekse bundan daha güzel hediye olabilir mi?

Bunu kardeşiniz Fatih Bahçeci’den samimi, iyi niyetli bir mesaj olarak kabul ediniz. Eğer adımın, yanınıza anılması dahi ağzınızın tadını kaçırıyorsa, o zaman bu paragraftan sonrakileri bir Müslüman olarak Allah ve Resulünden kabul ediniz. Ve her biri üzerine Allah’ın ve Resulünün diğer tüm sözlerinde olduğu gibi dikkatle ayrı ayrı tefekkür edelim.

Sevgi ve Hürmetlerimle

Fatih Bahçeci.

Öyleyse buyurun…

Bakara 131

Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti. 

Hûd 6

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a âit olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de o bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) dır. 

Asr Suresi

Asra yemin olsun! İnsanlar hüsrandadır. Şunlar hariç;

İman edenler

Ve salih amel işleyenler

Ve hakkı ve sabrı tavsiye edenler.

Âl-i İmrân 104

Sizden, hayra çağıran, iyiliği EMREDEN ve kötülüğü YASAKLAYAN bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Âl-i İmrân 173

Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, İsrâiloğulları’nın nasıl bozulmaya başladığını şöyle haber vermiştir:

İlk zamanlar, kötülük yapan birini görünce:

«Bak arkadaş! Allah’tan kork ve bu yaptığından vazgeç! Çünkü bunu yapmak sana helâl değil!» diye uyarırlardı.

Ertesi gün o adamı aynı vaziyette gördüklerinde onunla birlikte yiyip içmek ve yanında oturabilmek için bir daha îkaz etmezlerdi. İşte o zaman Allah Teâlâ onların kalplerini birbirine benzetti.

Sonra Rasûlullah (s.a.s.) şu âyeti okudu:

Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmeye şartlanmış olan şu İsrâiloğulları Dâvud ve Meryemoğlu İsa’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve hak, adâlet sınırlarını aşmalarındandır. Onlar birbirlerini işledikleri kötülüklerden vazgeçirmeye çalışmadılar. Yaptıkları şey gerçekten ne kötü idi ve şimdi onlardan birçoğunun Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerle dost olduklarını görebilirsin. Nefislerinin onlar için önceden hazırladığı şey ne kadar kötüdür ki Allah onlara gazap etmiştir, onlar azapta ebedî kalacaklardır. Eğer onlar Allah’a ve kendilerine gönderilen peygambere ve ona indirilen her şeye gerçekten inansalardı bu; Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri dost edinmezlerdi. Ama onların çoğu İlâhî sınırları aşan kimselerdir. (5/Mâide, 78-81).

Bu âyeti okuduktan sonra Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:

Hayır! Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder kötülüklerden sakındırır, zâlimin elini tutup zulmünden el çektirir, hakka döndürüp hak üzerinde tutarsınız, ya da Allah kalplerinizi birbirine benzetir de İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder. (Ebû Dâvud, Melâhim 17) Tirmizî’nin rivâyeti ise şöyledir: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “İsrâiloğulları günahlara daldıklarında âlimler onları sakındırdılarsa da onlar izledikleri günahlara devam ettiler.

Bakara 159

İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler (yerine başka şeyler anlatanlar) var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder.

Ahzab: 66-68

66. O gün, onların yüzleri ateşte evirilip çevirilirken; “Ah! Keşke biz, Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik.” diyecekler.

67. Ve diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, efendilerimize ve büyüklerimize (onların isteklerine, hevâlarına ve çağırdıklarına) uyduk, (onlar) da bizi (hak) yoldan saptırdı.”

68. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanete uğrat.”

Furkan: 27-28

27. O gün o zalim, ellerini ısırıp: “Keşke ben, peygamberle beraber kurtuluş yolunu tutsaydım.” diyecek.

28. “Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim.”

İsra 16

Biz, bir memleketi (zulüm, isyan ve taşkınlıklarından dolayı) helak etmek istediğimiz zaman, onun refahtan şımarmış (kendini yeterli görüp Allah’a ihtiyaç duymayan) elebaşılarına (onların itaat etmesini -tebliğcilerle-) emrederiz, onlar da fâsıklığa saparlar/dinî kuralları çiğnerler. Artık o (ülke)nin üzerine azap sözü hak olur. Derken biz de onu yerle bir ederiz.

En’am 44

Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.

Maide 8

Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Maide 54

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. 

Ankebut 2-3

İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. 

Bakara 214

(Ey mü’minler!) Yoksa siz, sizden öncekilerin, başlarına gelen (sıkıntı)lar, sizin de başınıza gelmeden (hemen) cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki hatta Peygamber ve onunla birlikte olan o mü’minler: “Allah’ın (vaadettiği) yardımı ne zaman?” diyecek (duruma gelmiş)lerdi. İyi bilin ki Allah’ın yardımı çok yakındır.

Tevhid ve Şirk Üzerine

“…Hüküm, yalnızca Allah’ındır…” (Yusuf, 12/40)

“…Dikkat edin! Yaratmak da, hükmetmek de ancak Allah’a aittir…”(Araf, 7/54)

“….Allah kendi hükmünde hiç kimseyi ortak yapmaz.” (Kehf, 18/26)

“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine din olarak belirleyen ortakları mı var… ?” (Şura, 42/21)

“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler” (En’am, 6/116)

“Onlar hâla cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için, Allah’tan daha güzel kanun koyan kimdir?” (Maide, 5/50)

“…Sana ulaşan bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan , Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara, 2/120)

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” 16 (Nisa, 4/58)

“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini (reislerini) ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, tek olan bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.”9 (Tevbe, 9/31)

“Kendi istek ve arzularını (nefsini) ilah edineni gördün mü?” (Furkan, 25/43)

“Allah’tan başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz, hemen onları çağırın da size icabet etsinler.” (Araf, 7/194) 4)

“…..Hayır! “Biz atalarımızı belli bir inanç üzerinde bulduk ve ancak onların izinden giderek doğru yolu buluyoruz” derler” (Zuhruf, 43/23)

“Çünkü O Allah, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.” (Maide, 5/72)

“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar..” (Nisa, 4/48)

Neden Allah Hükmetmeli?

“O, yarattığını hiç bilmez mi? … “ (Mülk, 67/14)

“…De ki: ‘Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?…” (Bakara, 2/140)

“De ki: “Sizi gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? Yahut kulaklara ve gözlere sahip olan kimdir? Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran kimdir? İşleri düzene koyan kimdir? “Allah” diyecekler. De ki: “Öyleyse sakınmıyor musunuz?” (Yunus, 10/31)

“Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır…” (Nur, 24/64)

“ Allah, gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir. Sonra arşa egemenliğini kurdu. Güneş ve aya boyun eğdirdi. Onların her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Allah her işi düzenler ve ayetleri birer birer açıklamaktadır…” (Rad, 13/2)

“Allah hak ile hükmeder. Oysa O’nu bırakıp taptıkları hiç bir şeye hükmedemezler…” (Mü’min, 40/20)

“Eğer inkâr edecek olursanız, artık şüphesiz Allah size karşı hiç bir ihtiyacı olmayandır…” (Zümer, 39/7)

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, Gaybı Allahtan başkası bilemez.” (En’am, 6/59)

“İnsan başıboş bırakıldığını mı zannediyor?” (Kıyamet, 75/36)

Son Olarak

Ölüm haktır.

Öldüğümüzde– amelimiz dağlar kadar çok olsa dahi – bize sorsalar;

“Seni şimdi dünyaya geri göndersek ne yaparsın?”,

Neler demeyiz ki… Şöyle ibadet ederim, böyle zulme karşı koyarım, Allah’ın dünyasında O’nun kanunları/şeriatı hükmetsin diye mücadele veririm…

Ancak şimdi “Allah’a güven ve itaat et, sana şimdiye kadar görmediği ve hayal edemediğin ecirler var!” dendiğinde yüz ekşitiyoruz ya, o zaman. “Keşke dünyaya tekrar gönderilsem de Hayatımın her anını Allah’a adasam” diye iç geçiririz.

Ah be kardeşim! O ekşittiğin yüzün de hesabı var.

Allah bizi yoktan var etmiş, dünyada bildiğimiz bilmediğimiz rızıklarıyla donatmış, sonsuz yaratmış ki kudretini görelim diye.

Keşke dünyada korktuğum şeylerin ne kadar boş olduğunu bilseydim de ayağım taşa değmesin diye geride durduğum anları geri çevirebilseydim.

Şu an el üstünde tuttuğum önceliklerim, birinciler, ikinciler o zaman bana düşman, bana külfet, bana azab olur. Ve bir ihlaslı amel; kavrulmuş dudağın arzuladığı su misali tatlı ve kıymetli olur.

Fakat heyhat ki heyhat. Defterler kapanmış kalemler kurumuştur. Geriye yapmadıklarımın pişmanlıkları kalmıştır.

Şimdi hayattasın. Ne duruyorsun! Kulluğunu yapsana! Kınayıcının kınamasından çekinme! Alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim ol! Kainat çevrende amade, zalimler ise zelil olsun.

Hayırlı bayramlar.